6 Nisan 2018 Cuma

Masaldan Öte Bir Yer

Herkese Selamlar!
Şimdi size gerçektende masalımsı bir yer adı vereceğim. SAFRANBOLU
Ben geçtiğimiz Ağustos ayında nihayet gidebildim. Öncelikle şunu belirteyim. Gittiğimiz gün yaz aylarının ennn ennnn sıcak günlerinden biriydi. Ben diyeyim 35 siz diyin 40 derece. Abartısız çok sıcak bir güne denk geldik.
Biz geçtiğimiz yaz Bartın’da kaldık 1 ay. Bartın’dan Safranbolu’ya geçtik. 80 km arası. Yalnız şöyle söyleyim abartısız hayatımda gördüğüm en güzel ağaçlı yoldan geçtik. Koskoca ağaçların tepesi yol boyu birleşmişler Allahım Allahımm öyle güzel öyle muazzam ki tarif edemiyorum 😍 aşağıya fotoğraf ekliyorum. Çok az fotoğraf çekebildim. Oğlum Muhammed Bilal de bizde sıcaktan perişan olduk. Tepemiz yandı resmen yine de bir miktar gezip eve döndük gerçekten dayanılacak gibi değildi.
Yolum düşerse yada düşmese de bir daha gitmek istiyorum kesinlikle. Çok bambaşka bir hava hissettim orda. Ayrıca bunu hisseden tek değilim :) İnsan bir garip mutluluk içerisine giriyor orda (sıcağa rağmen evet ☺️)
Esnafı da halkı da çok Güleryüzlü. Şahane bir çarşısı var ve mükemmel el yapımı işler var. Lokumu var 😍
Varda var daha ne diyim.
En iyisi siz en kısa zamanda gidip gezin görün. 😉








4 Mart 2018 Pazar

Amasya




Ve Amasya. Geldik mi bu şehre. Geldik. Ama önce bir sor bakalım gelmek istedik mi, isteyerek mi geldik, gönül rızasıyla mı geldik. 
Geldik ama nasıl geldik :)) 
Şaka bir yana elhamdulillah herşey için. 

Burası aslında gerçekten çok güzel bir şehir. Çok özel bir şehir. 
Etrafı dağlar ile kaplı Amasya’nın. Gerçekten 4 tarafı birden. Fakat çok güzel bir yeşil ırmağı var. Ve herşeyden öte insanı çok nazik ve hoş. Şimdiye kadar hiç nahoş bir durum ile karşılaşmadık elhamdulillah. Ve tabiki kendime göre bir çevrem oldu.  Ve Allah’a hadsiz şükürler olsun Nasibimize güzel insanlar düşürsün hep.
Çok fazla tarihi cami var. tarihi doku kendini sehre girdiğiniz an hissettiriyor.
sonbahara girmek üzereyken taşındık ve maşallah çok yağmur yağıyor öyle kar falan yağmıyor. Toprağı inanılmaz bereketli. Açıkçası toprağın böyle verimli olması beni pek şaşırttı.
Mersin Adana Hatay bizim oralar maşallah çok bereketlidir burada ki pazara gidince maşallah yetişmeyen meyve sebze yok gibi :) bu çok iyi cidden. Ankara ve Bartın'dan sonra ilaç gibi geldi bize. Malum Ankara'yı biliyorsunuz. Hem pahalı hemde bir çok şey dışarıdan geliyor. Lezzetli almak isterseniz paraya kıyacaksınız :)

Birde burada sadece yerli Amasyalı yok. Sivaslı tokatlı Çorumlu ve çok fazla Samsun ve Artvinli var. Çorum'a Tokat'a 1 saat arası. Samsun'a ise 1,5 saat civarı.
Sağlık sektörü biraz sıkıntı malesef. Bir tane hastane var çok fazla sıra var ve hınca hınç dolu. Randevu için gün bulamıyorsunuz günlerce düşünün o kadar dolu :(
Allah düşürmesin. Muhtaç etmesin İnşaAllah.
Neyse biz yine de güzellikleri düşünüp mest olalım. Şimdi açıkçası ben bura Hakkında çok fazla şey bilmiyorum henüz. Sadece size çektiğim fotoğrafları atayım da yolunuz düşerse uğrayım meşhur semaverde çayını için Amasya'nın.
Ha unutmadan Irmak kenarı boyunca birbirinden lüks şık ve birbiriyle rekabet halinde olan cafeler restoranlar var. Çok fazla turist geldiği için hepsi rekabet halinde :)







26 Şubat 2018 Pazartesi

Bir çocuğun gözünden 28 şubat.



Aradan 21 yıl geçti. Allah'ta biliyor ya dün gibi hatırlıyorum çoğu şeyi. 8 yaşında ki çocuk ne kadar hatırlayabilir ki? Emin olun çok daha fazlasını hatırlıyorum. Her bir haberi annem ile babamın yarasını omuzlarımda ki Kocaman yükleri hiç unutmadım ki. 28 şubatın beni 8 yaşında Kocaman bir insan olmak zorunda bırakışını.
Annemin 1 yıla yakın bir süre evden dışarı çıkamayışını...
Çok uzun sürer anlatacaklarım. Fakat ben en kısadan anlatmaya çalışacağım.
O sıralar evde sürekli haber açık radyodan. Her akşam bu konular konuşuluyor. Her gün aynı konular. Her gün bir başka haber bir başka kaos bir başka olay. Olaysız gün gece yoktu. O süreçte kendi halinde dinini yaşayan kim var ise nasibini aldı zaten.
Babam esnaf. Abim askere gitmiş. Annem ve ablam tesettürlü oldukları için evden çıkamıyorlar. Mersin'de yaşıyoruz. Burda birşeyi belirtmek isterim. Mersini bilen bilir Mersin çok fazla Kemalistin yaşadığı başörtülere değil sokakta, yürümeyi hayatı nefes almayı çok gören uç noktada yaşayan kemalistlerin şehridir. Ben çok bilirim annem ile yürürken annemin arkasından bas bas bağırdıklarını bela okuduklarını....
Velhasıl o süreç başladı. Babam dükkanda tek başına. Beni bir gün yanına çağırdı "kızım malum ortalık çok kötü bir vaziyette. Annen ve ablan dışarı çıkamıyor. Dükkanın evin faturalarını ben dükkanı kapatıp yatıramıyorum. Tek başıma yetişemiyorum. Sana elektriktik su ve telefon faturası nerede Nasıl yatırılır öğreteceğim yarın beraber gidelim ben yaparken sende gör öğren. Bundan sonra sen yatır bir süre" dedi.
Bende tabi özgüven tavan. " tabi yatırırım baba" dedim babama. Allahtan yerinde duramayan zıpır kanı aşırı aşırı deli akan bir çocuktum. Babam ile gittik her bir fatura nerde yatırılır tek tek öğretti. Ve ondan sonra ki aylar (yaklaşık 1 yıl) ben gittim her ay o uzuuuun fatura kuyruklarına girip arada derede itile kakıla o faturaları yatırdım. bazen sayardım. Önümde 100 kişi olduğunu bilirim. (Eski Türkiye manzarası)
Sonra bir gün babam "kızım bankaya gidip abine para yatırır mısın" diye sordu. Tabi ben kendimden emin "sen tarif et yatırırım ben" dedim. Babam hesap defterini elime verdi güzelce ince ince anlattı. Bankaya gidip "senin annen baban yok mu" diyen bankacıları hatırladıkça gülerim. Hatta bana bankacı oyun yapardı. "Hadi parayı ver sen git" derdi. Tabi babam beni sıkı sıkı tembihlemiş "bak hesap defterini sana verdikten sonra sen parayı ver" ben kızgın olarak bankacıya  "hayır babam verme dedi sen defteri ver"  bankacı sırıtırdı. Boyumda öyle ufak ki yanıma kadar eğilip parayı alırdı. :)
1 yıl kadar sonra sonra babam elaman aldı dükkana kendisi halletmeye başladı işlerini. Ben küçük bir dev. Büyümüşte küçülmüş bilmiş mi bilmiş bir çocuk. 
Sokakta ki çocukların dert edindiği ağlaştığı meseleler beni boğdu çok zaman. Doğru dürüst arkadaşım olmadı. Çünki ciddi olamadım onlar ile. Gerçekten büyümüştüm. Ama farklı büyümüştüm.
Hala ara ara 28 şubat konusu açıldıkça babamın gözleri dolar
"Kızım çok Hakkı'n geçti bize. Hakkı'nı helal et be yavrum. Küçücüktün o kuyruklara girdiğinde o fatura sıralarında" der devam edemez.
Ah be babam. Helal et ne demek. lafı bile olmaz.
 Utansınlar bizi o durumları yaşamak zorunda bırakanlar. Yer ile bir olsunlar o dönemde anaları ağlatanlar babaları çaresiz bırakanlar!

29 Aralık 2016 Perşembe

Ankara, kar ve tatlı bir anı :)

Sizlere kısa ve tatlı bir olay anlatmak istiyorum. Bugün sabah namaza kalktığım sıralar saat 07:00 civarı pencereden bir bakayım dışarı ne alemde dedim. Gece yatmadan evvel kar yağıyordu zira. Başımı salonun camından bir uzattım benim ömrüm boyunca belki de gülümsetecek bir hadise gördüm. Bir çift karı koca. Birinin elinde kürek vardı. Karları temizlemişler arabayı çıkarabilmek için. Adam arabayı temizliyor bir yandan. Kadın da kürekle onu seyrediyor. Sonra adam kadına döndü fotoğrafımı iyice çektin demi? He he  her yönden çektim Işığın altında da çektim diyor. Beni bir gülme aldı. Çok hoşuma gitti. Siz çıkın o saatte karları temizleyin dakikalarca birde fotoğraf çekilin.  Enerjilerine hayran kaldım açıkçası. İnsanlar sabahları işe giderken mutsuz ve somurturlar bazen ya. Bunlar tam tersi :)
Ya siz ne kadar güzelsiniz öyle. Maşallah nazar değmesin. Sabahları neşeli olan insanları seviyorum. Aynı binada oturuyoruz fakat tanışmadık henüz onlarla. Malum Büyükşehir ve komşuluk çok zor kavramlar. Ankara'ya taşındık malum. 1,5 yıl oldu. Burayı seviyorum. Yani malum küçük şakın yerler bana, fıtratıma çok ters. Bazı insanlar gürültüyü kalabalığı şehrin karmaşıklığını sevmezler. Ben aksine küçük sakin yerlerde yapamıyorum. Eskiden denizsiz de yapamazdım. Fakat onu aştık galiba :-P insan kabullenince herşey daha kolay. :)) 
Elhamdülillah her halimize.  
Uzun olmayan bir vakitte yine gelicem. 

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Bartına Hoşçakal

Merhaba!
En son ki yazımda Amasradan bahsetmiştim. Ve birazcıkta Bartın'dan bahsedeyim gitmeden dedim. 
Bartına bir türlü ısınamadığımı söylemişmiydim? Tamam küçük ve şirin bir şehir. Aslında sevilse güzel bir şehir. Fakat ne bilim Herşeyin çok Pahalı normal Şehirlerden 2 kat Pahalı bir şehir hatta. 
Öncelikle Bartın da sebze ve meyve kıtlığı var sanki. Onu Anlatayım. Çok lezzetli olmamakla beraber çokta Pahalı. Normalin de üstünde. Haftada iki gün pazarı var. Köylü teyzelerden Oluşan bir pazar. Satıcılar erkek değil. Hep teyzelerden Oluşan bir pazar. Herkes kendi diktiğini yaptığını Satıyor orada. Tabi Satıcı hep kadın olunca daha pazara yaklaşmadan bir uğultu geliyor oradan. Çok sesli bir ortam :)) 
Yeşillik ağırlıklı olmak üzere geneli hep aynı biber kabak Patlıcan Salatalık domates.... Vesaire. Yaz sebzeleri yaz meyveleri. Aslında ilk düşündüğümüz bunlar bahçe işi el emeği çok lezzetli olur diye. Ama malesef öyle olmuyor işte. Şimdiye kadar öyle dört dörtlük lezzeti tam yerinde yiyemedik. 
Ben Akdeniz çocuğuyum. Ve Akdenizli bir insanın damak tadı fazla gelişmiş olur. Mersin'in o birbirinden lezzetli meyveleri sebzeleri ve Hatay'ın o çok meşhur yemekleri Arasında büyümüşümdür. Ondan dolayı da böyle yerlerin lezzeti bizi açmıyor. Kendi memleketlerimizi Çokça arıyoruz. 
Gelelim insanına. Elbette ki her şehrin her milletin kendine göre iyisi var kötüsü var. Size bi kaç başıma gelen hadiseden bahsedeceğim şimdi. Birkeresinde çarşıya gitmek içim otobüse bindim. Hınca hınç dolu bir otobüs rast geldi. Kucağımda Muhammed Bilal sıkı sıkıya tutundum demirlere. Bir tane teyze 12 yaşlarında bir kız çocuğuna (yanında da nenesi oturuyor) "kızım hadi kalk nenenin kucağına otur da bak ablanın kucağında bebek var o da senin yerine otursun" dedi. Yaşlı teyze gökgürültü sesiyle " sananeee kimse benim kızımı yavrumu kaldıramaz. Istediği yere oturur sanane bundan" diye bağırdı. Teyze Şaşkın "bu Hanım'ın kucağında bebek var düşsün mü" diyince yaşlı teyze " düşerse düşsün banane" dedi :) ve tabi tüm otobüs izliyor. Bi tane adam arkadan " ben
kalkayım mi" diye soruyor. Ordan başka bir Hanım "bende kalkayım mı?" Diye soruyor. Yalnız
sadece soruyorlar. Oturdukları yerden ben kalkayım mı :)) Allahım ya. ;) 
Yok yok lütfen zahmet etmeyin dedim. Tabi bu arada yolu yaraladık. Çünkü zaten mesafeler kısa burda. Ve ben ne zaman otobüse binsem bi yere gitmek için hep öyle ayakta kaldım. Açıkçası halkı duyarsız ve Acımasız malesef. Yer veren oldu bi kaç defa ama onlar dışardan gelmiş okuyan öğrencilerdi. Yerli değillerdi :))
Ama neyseki burda da Allah karşıma çok dost canlısı yardımsever 3-5 insan çıkardı karşıma. Onlara dedim ki sizi tanımasam bu Bartınlıları hiç sevmezdim dedim. Onlarda kabul ediyorlar. Buranın halkı böyle diye. 
Beni burda evlerine davet eden dost canlısı Bartınlıların çok Cömert ve ikramdan hiç kaçınmadıklarını gördüm. Boğazlarına çok düşkün buranın halkı. Sen burda kalsaydın seni Şişko yapardık diye takıldılar. Hakikaten burda kilo aldım. Çok misafirperverliklerini gördüm. :) 
Esnafı ise geneli asık suratlı ve eyvallahı olmayan kimseler. Bir esnaf için güleryüzlülük esastır aslında. Alırsan al almazsan git tarzında bakışlar :)  
Evimin arkasında iki market var. Biri daha yakın. Diğeri ise biraz daha uzak. Ama o kadar Güler yüzlü tatlı dilli insanlar ki uzak olmasına rağmen hep oraya gidiyoruz. Güleryüz insanı çekiyor net! :)
Apartmanım çok sorunlu. Bütün kavgayı gürültüyü seven insanlar nasıl aynı binada toplanmış merak ediyorum. Asansörde bir komşuya karşılaştım geçen. Ilk defa görüyorum kendisi evde durmuyor çalıştığı için. Merhaba dedim Karşılık dahi vermedi. Allahım ne film insanlar var ya ;-))
Bi keresinde bir komşum geldi bi tanesini Kötüledi. Daha sonra diğeri geldi onu kötüledi. Ve birbirlerinden de çıkmıyorlar. Hiç biriyle samimiyetim olmadı çok şükür. Tabi ki Rabbim bir Tane de ço tatlı bi komşu çıkardı. O da bana yetti zaten.
Şimdilik bunlar yetsin. Kaldığımız maceraya Ankara ile devam etmek üzere Hoşçakal sevgili okuyucu. 🙋🏼


27 Temmuz 2015 Pazartesi

Amasra

Ah bu benim Gecikmiş yazılarım. Ah bu ben. 
Evet. Herkese merhaba. Yine geç kalınmış bir yazı ile herkesi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.( çok mu resmi oldu ne) :) öncelikle iki haberim var. Birincisi başlıktan da anlaşıldığı gibi Amasra'ya gittim. Ve tam 1,5 ay geçmiş bile. Ikincisi Bartın maceram burda son buluyor ve Ankara'ya taşınıyorum yakın bir zamanda. Hayat çok hızlı ve enteresan bir şeysin sen. :) 
Gelelim Bartın'a. Buraya tam alışmıştık tam sevmiştik hatta çok harika dostluklar oluşmuştu ki  Rabbim bu hayatın fani olduğunu Dünya'ya bağlanmamamız gerektiğini her güzelliğin bir sonu olduğunu Ankara olayıyla bizlere hatırlattı. Ben Lafı çok uzatmadan Amasradan bahsedip fooğraflarımı ekleyip gideceğim. Fakat kısa zamanda tekrar gelip bartın insanı hakkında bi yazı yazmak istiyorum. Zira burda pekte iyi tecrübeler Yaşadığımı söyleyemeyeceğim. 
İşte size muhteşemmm Amasra.
 cok kucuk ve sirin bir yer. toplmda 1 saatte her yeri gezip bitirilir.
 ortanca gorunce cekmeden duramayanlardan misiniz? masallah barekallah.
 binbir turlu ahsap hediyecikler satan dukkanlar..


 boyle de sirin bi sokagi var.
ve deniz :)

 en tatlilarindan biri de buydu sanirim. ozellikle benim llgi alanim olan recel bolumu. o kadar renkli ve cesitli receller vardi ki, eridim bittim. tabi fiyatlari da guzel. abarti seklinde :) ben ilk defa taze incir receli aldim ve yedim. minnak minak yemmyesil incirler vardi.  Allahimm tadi da cok guzeldi..

Aylar sonra denizi görmek güzeldi. Hemde çook güzeldi. 
sokaklarinin hepsi denize ciktigi icin seni cok sevdim Amasra :)

26 Nisan 2015 Pazar

Bartın

Merhaba! 
11 ay oldu Türkiye'ye geleli. Ve 1 ay oldu bartınlı olalı. evet Bartın'a taşındık. 
Öncelikle 11 ay öncesine dönersek 4 uçak değiştirerek geldik. Mola vererek geldiğimiz için 3 gün sürdü. :) ama şükür Kavuştuk ülkeme. Genelde ordan gelenler ah vah ederlermiş keşke bi daha gitsek derlermiş. Fakat ben şimdiye kadar öyle bişey demedim. Diyeceğimi de sanmıyorum. Sadece bi kaç bişeyi bazen ciddi özlüyorum. Mesela insana olan saygıyı. Mesela kılık kıyafete karışılmamasını..., gibi. 
Türkiye'de ki enn çok sevindiğim şeylerden birisi helal gıda platformunun giderek fazlalaşması oldu. Gimdes büyümüş. Helal sertifika alan firmalar çoğalmış. TSE de veriyor fakat ben çok güvenmiyorum ona. Bi durumlarıma göre Avrupa standartlarına göre değerlendiriyormuş ve %3 oranında alkole izin veriyorlarmış. Bunu daha geniş araştıracağım ama. 
Gelelim Bartın'a. Küçük ve Şirin bir şehir. Nüfusu 100bin bile değil. Bi tane caddesi var. Bi çarşısı var. :) bi tane ortadan geçen kemer köprü var. Bartın Çayı var. Ve deniz sadece 15 km uzakta. :) 
Adını Çokça duyduğumuz Amasra'da. Henüz gitmedik tabiki. Ama gidicem emin olun :) (yani inşaallah). Bartın insanını henüz anlamış Değilim. 1 Ay'ı geçti ben buraya taşına. Henüz apartmandan kimse gelmedi. Sadece bir tane yan komşu bi kaç kere kapımı tıklayıp bi ihtiyacın var mı dedi Sağolsun. Insanları sanırım biraz soğuk. Aman neyse ney. Burası Batı Karadeniz. Sonuçta karadeniz dimi? Hep Karadeniz'e gelenek gezmek isterdim. Rabbim bizi burlara yolladı. Kısmetimiz nasibimiz buralardaymış. :) 
Pek dışarı çıkmadım geldiğimden beri. Malum daha havalar soğuk. Ve Bilal bey daha önce çok hastalandığı için aman hastalanmasın diye dışarı çıkamıyorum. Sadece arada bir Güneş çıkınca hemen fırlıyoruz dışarı. Kendisi benden önce çıkıyor. Yeter ki dışarı çıkalım mı oğlum diyim. Hemen koşup paltosunu elime veriyor. :)
Umarım daha güzel Fotoğraflar çekebilirim. Aylar oldu. Fotoğraf makinemi elime almadım.