2 Temmuz 2011 Cumartesi

Yaşanılması Gerekenler...


Aslında şu çok büyük bir gerçek; yaşanılması gerekenler var hala. biz ne kadar bazı şeyleri istesekte,
çatlasakta,
patlasakta,
o yaşanılması gereken şeyler yaşanılacak ve bitecek.
Kazanılması gereken tecrübeler,
görülmesi gereken kişiler,
duyulması lazım olan sözler,
gidilmesi gerekilen yerler
ve
bazı şeylerin bi şekilde istesekte istemesekte olması, yaşanılması, var olması
gerekiyor. burayı iyi oku: ge-re-ki-yor..!

Böyle olması gerekiyor.
Ve şu sözü çok seviyor, her fırsatta söylüyorum.

''Kısmetine razı ol ki rahat edesin...''


Not: tren yolcuğu çok güzeldir.

 We Can Go Anywhere,Go Anywhere
                          But First It's Your Change To Take My Hand Come With Me...

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Buram Buram Tarih Kokuyorsun Bursa! Yeşil Bursa!


Yıllardan 2011, aylardan Mayıs ve günlerden Cuma! 
Acelece karar verilmiş çok acele bir gezi..
Öncelikle şunu anladım ki bir insan ne isterse Rabbim bir şekilde ona ihsan ediyor. Bursa benim çocukluk duamdı. Küçükken radyo tiyotraları dinlerdim çokça. televizyon olmadığı için çocukluğum bir çok çocuğa göre daha şanslı ve nasipli geçti diye düşünüyorum çok şükür. Çokça radyo tiyatrosu dinlerdim. büyük evliya zatların, mübarek evliyaların hayatları dinlerdim. bir kere değil hemde bir kaç kere..
Ve işte 8 yaşlarındaydım sanırsam. Emir Sultan'nın radyo tiyatrosunu dinliyordum. Orada Emir Sultan ''benim kabrime gelip bir fatiha okuyanın vucudu cehennem ateşi görmesin'' diye bir duası vardı.Beni mest etmiş ve o zaman çok dua etmiştim. 
Ve evet! :)) Bursaya gidildi, Emir Sultanın kabrinde bir değil bir kaç fatiha okundu çok çook şükür!

Önce şu aşağıdan başlayalım. bu fotoğraf otobüs çekimi malum. Turla gidilince bağımsız olamıyorsun (ağlama efekti var burda) =)

 İlk olarak 1. Muratın türbesi ziyaret edildi, O kadar maneviyatlı bir hava mevcut ki, gerçekten oraları görmek, yaşamak lazım.
Bu manzara Bursanın genel olarak görünüşüymüş, öyle dediler. :)

 Burasıda ayrı bir açıdan manzaramız oluyor.


Ve işte aşağıdaki Fotoğraf  1. Muratın Türbesi. İnsanın içi kabarıyor adeta!

Ve yine bir başka açıdan Bursa

 Oradan sonra geçtik Süleyaman Çelebi hazretlerinin mezarına.
Üç tane fotoğraf var. 
Lakin şöyle bir durum vardı  orada, müthiş bir hava, bir sakinlik, bir huzur vardı..



Bu gördüğünüz Fatih Sultan Mehmet'in babası, 2. Murat'ın mezarının üstü. Vasiyet etmiş üstü açık kalsın yağmur üstüme yağsın diye.2. Murat'a da ayrı bir sevgimiz var. yani onuda söyliyelim. :)

 Bursaya gidilirde ne yenilir? Tabikide iskendeer! Bu, şehre küstü camisinin sağ tarafında müthiş iskender yapan bir yer var. oradan yedik. giderseniz aklınızda bulunsun. bu aşağıdaki yazıyı önünüze alın ve oranın tam sağına düşen yerde o restoran. Bizim guruptan birisi yarım porsiyon istedi. Bizim servislerle ilgilenen amcada kızarak ben bile bir porsiyon yiyorum yarım porsiyon dediğin nedir kii diyerek bizi kahkahaya boğdu =))
Çok tatlı bir amca,ve Bursa iskenderinin hasını yapıyorlar bence! yani giderseniz oradan yiyin derim muhakkak.



Bir başka Bursa manzarası.
                                                                     
Güzel tarih kokan Bura sokakları.
Ve işte yine çok çok Büyük mübarek zatlardan biri olan Üftade Hazretleri..

Final olarak vuruş noktamız ise Mübarek Emir sultan hazretleri.
Benim yanımda yeri hep ayrı hep güzel...
Rabbime sonsuuz hamdlar, şükürler...
Bu iki fotoğraf ise dönüş yolu olarak otobüs çekimi, Bursanın çıkışına doğru, hatta çıktıktan sonra belkide bilemiyorum :(


Sonuç olarak, yaşamak istediğim şehirlerin başına Bursa eklendi ve liste kaldırıldı...

Eklemediklerim, Orhan gazi, Osman gazi, Yıldırım Bayezid ve oğulları, çekirge sultan ve birde Ulucami var.

Bursa Bursa! Tarih kokan Bursa! Yeşil Bursa! Ne güzelsin sen Bursa!
İstanbul'a da çok yakınsın sen Bursa! =))


10 Mayıs 2011 Salı

İnsanın ne olacağı küçükken belli olabilir.(mi?)



Üç beş yeni foto çektim. 
Ve akabinde uzun süredir yazmak istediğim bir konu vardı. Nihayet onu dile getirmek istiyorum. Ortaokul döneminde sınıfımızda bir kız vardı. Dört yada beş kardeşlerdi. tam hatırlamıyorum. kendisi evin en küçüğüydü. Bunun ablaları abisi ateist, din tanımayan umarsız kişilikli şahıslardı. Ve bu kızda o zamandan aynı onların yolundan giden bir değişik tipdi.Benim hiç bir zaman sorumun olmadı, iyi anlaşırdım. ben herkesle iyi anlaşırım. bir kavgamız  problemimiz olmadı hiç bir zaman. Hatta ben o yaşlarda dilim döndüğünce birşeyler anlatmaya çalışırdım. bir keresinde yurtdışındaki akrabalarının gelirken domuz eti getirdiğinden ve kendisinde ondan yediğinden bahsetmişti. bunu bize anlatırken, başka bir arkadaş '' kızım çok iğrençsiniz onu yemek çok günaah'' demişti. buda ''naapim ben çok açtım yedim'' deyip baya bir gülmüştü. bense sadece bakakaldım. ve çok sinirlenip orayı terk ettim. dakikalarca midem ağzıma gelmiş ve çok hiddetlenmiştim. o zaman araya çok soğukluk girmişti. ve bu kızın geleceğinin hiçte iyi olmayacağı hissi sarmıştı beni. ki biz o zaman 12-13 yaşlarındayız. ve aradan 10 yıl geçti. geçen sene,facem daha vardı o zamanlar, bu kızın face'ine bir göz atmıştım. Ve gerçekten balığın baştan koktuğunu o zaman daha iyi anladım. dini inanç kısmına aynen şöyle yazmış ''kandırmıyorum kendimi''...
 
 
Yazık sana be arkadaşım. 
Gerçekten çook yazık.
Face kullanmıyorum uzuun süredir. acaba kimbilir şimdi ne hallerdesin.
Ve acaba sen şimdi kendini nelerle kandırıyorsun.??
 
 
 Rabbim kimseyi sapıtmasın, kimseyi nefsinin oyuncağı etmesin...



17 Nisan 2011 Pazar

Asker yeşili (rengi) hayatıma hiç giremez. :))




Şimdi bu anlatacağım olay tamamen gerçek olup(virgül) olay kişi ve kurumlar kesinlikle hayal ürünü değildir.İçinde geçenler gerçek hayattaki kişilerden esinlenme değil, bilhassa ta kendileridir...
neyse fazla uzatmayayım. bundan yaklaşık 10-12 sene önce ben yaklaşık 11-12 yaşlarındayken, asker desenli pantolanlar vardı.(gerçi hala varda neyse öyle işte) sınıfımızda birisi almıştı. sonra ben çok sevmiştim. anneme ''anne nooolur bir asker pantalonu alalım anne noolur'' dediğimi hatırlar gibiyim. sevgili, pek sevgili annem ''sakın ha, ben nefret ediyorum, asla almam, ne biçim, o ne öyle asker pantalonu, erkekmisin kızım sen.....'' =)) haha..
annemin asker yeşili rengine karşıda bir alerjisisi var :)) Hiç sevmez kendide der : yeşili severim fakat asker yaşilini hiç sevmem diye :-)
Herneysee. Ondan sonra ben yaklaşık 15 yaşlarında falanım, asker yeşili bir kıyafet alşmıştım. bluzmuydu neydi unuttum geçmiş zaman. annem  görünce ''onu benim yanımda giyme, nerde giyersen giy, yanımda görmiyim... rengi kaçmış gibi.....'' :-D demişti.
Daha bi sürü komik bir olay olmuştu fakat hatrıma gelmiyor. anneme sordum kızım nerden hatırlıyayım diyor :))
Geç. sonra yaklaşık 3 hafta önce bir (sıkı dur yine aynı şey) asker yeşili renginde çanta aldım. çanta bağımlısı falan değilim. cüzdanım telefonum sığsın içine yeter. siyah olsun omzumda dursun. düzgün bişey olsun bana yeter. ve dana kadar büyük olmasın küçük olsun. ne olursa olsun. her neysem işte. asker yeşili alma gafletinde bulunduk :-)
 çarşıdan geldim ''annee bak''. Çantayı sallar vaziyette sırıtarak gösteririm. annem:'' o çantayı takarsan yanımda yürüme'' :-D ve burda kopmalar başlar.
 Sonra bunları tek tek düşündüm.( yada toplu düşündüm.)
Çok güldük ama yaa. Demek ki neymiş. can çıkmadan huy çıkmıyormuş. Ben kendime baktığımda da aynı şeyleri görüyorum. özellikle bazı şeyler yıllar geçtikçe hiç değişmiyor. tarih tekerrür ediyor. bütün bunları annemle konuştum. tekrar güldük. :-D
Bu asker yeşili meselesi sadece bir örnek. bende virşeyi sevmedimmi asla sevemem. hoşlanmadımmı hoşlanamam. Şöyle bir dönüp baktığımızda(nasıl dönersen dön orasıda sana kalmış artık) hayatımızda ne enteresan ne komik huylarımız var.(kendi adıma tabii)

Not: Annemin zevkine asla laf yok. herkes hayrandır onun o eşsiz zevkine. fakat sadece asker yeşilini sevmiyor. ve kızının da o renkte birşeyi giymesini veya takmasını istemiyor. olay bundan ibaret ;-))

İkinci Not(çantanın akıbeti): o da odanın arkasında asılı duruyor. arada bir omuzuma atarım annem olmadığında :-D

Ve son not: yazıyla resim ne alaka derseniz, kel alaka. fakat görsellik azıcık önemli galiba benim için. bir yazı okurken o yazının yanında bir resim olmalı. hoşuma gidiyor böylesi. bu resimde geçen sene yazdan kalma. iki yeğenimle beraber sahilde çekmiştim. onların converse aşklarını fotoğraflamıştım. bi ara tümünü eklerim belki...

Güle güle kullan...

10 Nisan 2011 Pazar

Farklı Olmak


Zamanın akışına kaptırdığımız durmadan koşturduğumuz şu günlerde aklıma esti yine birşeyler ;)
Gerçi aklıma onlarca şey esiyor. kaç gün karar verdim şunu yazayım bunu yazayım diye.
Klavyemin başına geçtim. Eee nerde o aklına gelenler? :P Pöff
Herneyse. Bahar ayındayız. Sahilde (nihayet) yaptığım uzun yürüyüşlerimde istediğim kadar deniz resmi çekebildim hamd olsuun. Bahar alerjim olmadığı için çook şükrediyorum Rabbime. düşünsene bu mevsim bahar alerjisi olanlar için hiç zevkli geçmiyor. sahilde yürürken o kadar güzel çiçek kokuları, bilhassa portakal çiçeği kokuları geliyor ki. seni kendinden geçiriyor adeta. yani az kalıyor uçuyorsun :-))
Bahar çok farklı. evet çok çook farklı. onu yaradana binleer şükürler olsun.

Bizimde çok farklı olduğumuzu biliyormuydun..?
Diğer insanlardan, diğer gençlerden çok çook farklı olduğumuzu biliyormusun?
Bilmiyorsan öğren! :-)

Nerde dört yapraklı gonca? Bulamazsınki. çünki o çok farklı her yerde bulunmaz. 
tıpkı bizim gibi..

Git otur dinlen, kafa dinle, tefekkür et...


Sonuç gidilen yerler, çekilen resimler, koklanılacak çiçekeler... he birde içilen kahveler tabiki ;-)

Hı birde göksel baktagir'den müthiş enstürümantal müzikler var.
Masum aşk, hicaz saz semaisi, ağlama vs. vs...

13 Mart 2011 Pazar

Kapadım Pencerelerimi...


Biliyorum farkındalaşıyoruz. Değişiyoruz her geçen gün.
Bu hayatta insanı (yada beni) en mutlu eden şeylerden biri hayal kurmaktır.
Bazan olur ki çok kuvvetli bir hüzün dalgası gelir çarpar bizi.
Ki bazı zamanlarda bunun çok tersi olur. Çok neşeli dalgalar gelir çarpar bizi.
Hayattan beklentiler yüksek tutulmalı bence. Yüksek tutalım iyi düşünelim hep iyi olsun inşaallah.

Deniz burnumun dibinde. Fakat uğramıyorum kaç zamandır. pencereden bakmakla yetiniyorum.
Ahşap bir eve gitmek istiyorum. böyle pencereleri olsun. ve o ahşap kokusunu duyarak uykuya dalmak istiyorum. Sabah pencerelerimi açtığımda uçsuz bucaksız okyanusu görmek, yada yüksek yüksek yemmyeşil veya bemmbeyaz dağlar görmek isiyoruum. 
İki tarafı uzuun uzuuun ağaçlarla kaplı bir yeşil yolda yürümek istiyuruumm...

Hayalsiz yaşanmaz.
Evet kesinlikle onsuz olmaaz.
Yeşille maviyi istiyorum dostum...

8 Mart 2011 Salı

Antakya, Habib-i Neccar.

Antakya da bulunan en önemli tarihi cami. Ve caminin içinde Habib-i Neccar adlı zatın türbesi var.
Ve ayrıca Anadolu da yapılan ilk camidir.

Şöyle bir alıntıyla devam edelim:
''Kıssaya gore, M.S. 40’lı yıllarda (İsa), havarilerinden Yunus (Yuhanna) ve Yahya’yı (Pavlus)Antakya’ya gönderir. Bu iki elçi Antakya'ya girerken koyunlarını otlatan marangoz Habib-i Neccar ile karşılaşır (neccar, marangoz demektir). Neccar, yatalak oğlunun elçiler tarafından iyileştirilmesi üzerine İsa'nın getirdiği dine iman eder. Ancak Antakyalılar elçileri hoş karşılamaz ve onları hapse atarlar. İsa, bunun üzerine Barnabas’ı şehre üçüncü elçi olarak gönderir. Elçilerin tüm çabalarına rağmen halk İsa’nın dinine inanmaz ve onları öldürmeyi planlar. Bunu öğrenen Habib-i Neccar, şehre giderek Antakyalılara "Sizden hiçbir ücret talep etmeden Hakk dinini anlatan bu elçilerin söylediklerine uyun" diye seslenir. İsa'nın elçileri de, Habib-i Neccar da işkence altında şehit olurlar. Bu olay Kur'an’ın Yasin suresinde anlatılmaktadır.'' Kaynak; vikipedi.

Aslında burada yazmadığı çok şey var. Habib Neccar'a çok işkence ederler. Başını gövdesinden ayırırlar. Bir rivayete göre zat başını koltuğunun altına alır ve tam bu caminin önünde düşer. İki tane türbesi var. bir tarafta başı diğer tarafta gövdesi varmış. ben türbeyi çekemedim içeri çok karanlıktı. flaş patlatıp rahatsızlık vermek istemedim insanlara. Sadece camiyle yetinmek zorunda kaldım.


  Bu ahşap kapı, pencereler caminin hemen avlusunda sol tarafta bulunuyordu. O kadar şık bir havası vardı ki. çekmeden duramadım.