24 Ocak 2011 Pazartesi
Omar Faruk Tekbilek - Last Moments Of Love!
Dinle. Sadece dinle, dinle...
15 Ocak 2011 Cumartesi
Seçmeler...
Dalga olup çarpıyorum hırçınca!
Zamanla yarışıyorum delice,
Bir yandan süzüyorum. bir yandan süzülüyorum...
Günlerdir, hatta aylardır, ay şu gün yazayım dur bugün yazayım, tamam akşam şunu yazayım..... bir türlü nasip olmuyor yahuu. Ben zamanın hızına yetişemiyorum kii.!
Kısacası vat ken ay duuu?*(bknz: what can i do)
Sanki o kaçıyor ben sürekli onu ha yakaladım ha yakalayacağım tarzında bir oyun oynuyoruz. Doğru kelime 'zamanla yariş' evet evet yarış yapıyorum ben. ipi bazan ben göğüslüyorum bazen de o :) (çaktırmayın yenmesine izin verdiğim oluyor :))
Bir şeyden emin oldum artık. Benin plan yapmadan giriştiğim işlerim daha başarılı oluyor. Yani mesela bir şeyi enine boyuna tartıyorum, ölçüyorum, biçiyorum hatta kesiyorum. Aman Allahım birde bakıyorum fiyasko! Amaa benim hoopp olarak giriştiğim işler fiyuuu fiyuu çok başarılıydınız oluyor ;-))
Yani bu küçüklüğümden beri böyleydi galiba. kafa patlattığım yazılılar berbattı. bir gün öncesinden acelece çalıştığım ders müthişti.(zaten hep son gece çalışmazmıydım ;-) )
Dilime takılmış bu aralar şu sözcükler. Her yere yazıp duruyorum;
Bu hayat plan yapmaya değmiyor! Kendini çok dünyaya kaptırma, anı yaşa!
Zira sonra hüsrana uğrarsın.
4 Aralık 2010 Cumartesi
Çocukluğuma Dönmek Ve Yine Saatlerce Salıncakta Sallanmak İstiyorum
Çocukluğuma dönmek ve yine saatlerce salıncakta sallanmak istiyorum...
Kaybettiğimiz ve yitirdiğimiz zaman dehşetli bir biçimde akıyor.
Ve tarihde sürekli tekerrür ediyor. Aynı objeler uçuyor, dönüyor ve yine etrafıma konuyor...
5 Kasım 2010 Cuma
Gün Batımları
Ve karşınızda müthiş bir gün batımı. Tek tek her bir karesi ayrı ayrı büyük bir özenle çekilmiştir.
Seyrinize...
Bu 1.
Bu 1.
Bu 2.
3.
4.
5.
6.
Veee 7. Çok zevkli olduğunu söylemeliyim.
Bu fotoğrafları çektiğimde arkadaşım vardı yanımda. Ve bana, lütfen bir daha buluştuğumuzda makineni yanına alma! dedi =)) Sessizce gülümsedim.:-) peki dedim.
Değil yanımdakini, kendimi dahi unutuyorum. Ne yapabilirim!
4 Kasım 2010 Perşembe
Seyyah Hatun Demişim Ama Hani Seyyah Olan Kısım??
Ben birşey farkettim iki gün önce gece yarısı. Aslında çok alakasız ama neyse geleceğim oraya.
Geçen Msn iletime yazmıştım ''kendi halinde biri bence(?!)'' diye. Gece baktım abim altına not düşmüş. ''Ne diyon sen kız yine zır zır'' diye :)
Ya evet ben ne diyorum zır zır yine? Sonra dedim benim yazdığım yazılarda hiç gezdiğim yerlerle ilgili birşey yok. Allahım! Bu nasıl olur? Olamaaz!!
Hemen bir hal çaresine bakılmalı dedim. Aslına bakarsanız çok manasız abimin bana söylediği ve benim aklıma gelen! Ama ne yapayım ki? Akla gelen geliyor. Benim hiiç bir suçum yok.
Neyse, ben geçen ay İstanbul, Ankara ve Yozgat turu yapmıştım.
İlk olarak İstanbul'a gitmiştim. Artık şans mı demeliyim talihsizlikmi bilemem ama gidiple gelmem bir oldu gibi. İstediğim gibi geçemedi gıcık! Ama susuyorum birşey demiyorum. Alta gördüğünüz bu fotoyu arabadan çektim. Otobüsten. Bak orada camın aksi çıkmış. Aslında baktıkça sinir oluyorum ama neyse.Şöyle Gidip bir Eminönü, Sultanahmet, ve Eyüp ve bide boğaz turu yapmak vardı. gıcıııık aklıma geldikçe ııyyyyy!!
İşte buu! Boğazı böyle gördüm. Birde ataköy falan. Neyse orayada hiç girmeyeyim.
Sonra Ankara ve Yozgat var. Ankarayı sevrim. Güzel şehir olur kendileri. İstanbul kadar değil ama hoş şehir olduğunu söyleyebilirim. Ankarada birkaç gün batımı ve birkaç güzel alışveriş merkezi(?) çektim. Zaten büyük şehir dedinmi özelliklle Ankara olunca mevzu bahi, aklıma sadece alışveriş merkezleri gelir. Ankamall, Acity, Optimum, Antares..., gibi azami büyüklükteki yerler. Gün batımı dediğim Zat-ı şahane işte şu futuraf
Ve Yozgat! Kendisi şirin bir şehirdir. Aslında ben kasaba demeyi tercih ederim. Yozgat deyinde aklıma Yozgatı ilk gördüğüm gün gelir. Ben Akdeniz çocuğuyum. O zamalar 9-10 yaşlarındaydım. Çatılı ev ilk orada görmüştüm. Şaşkına dönmüştüm. aaa kartpostal gibiii dediğimi hatırlıyorum. Yozgatda nereden bakarsanız bakın çamlarla çevrili ağaçları görebilirsiniz. Benim kaldığım evin penceresinden bu sadece ufak bir manzara.
Ve bu meşhur çamlık. Evet biliyorum çok güzel. Hele orası, o çam kokuları, yağmur yağınca toprak ve çam kokusu Allahıımm! O aralar sis vardı hep. Dağlar sisli sisli ama ona rağmen çok güzeldi.
Ve bu Yozgatın en meşhur oteli. Tepedeki tek otel. adını unuttum. bunu çektiğim vakit sis yoktu.
Orada sanki yapma gibi duruyor. haarika bir şey ya!
Klasik Yozgat resmi. Nerey baksanınz bununla ve o güzelim çamlıkla karşılaşabilirsiniz. Güzel ya!
Kırmızı çatılı evler. küçükken resim dersinde hep müstakil bir ev ve üstünde kırmızı bir çatı Çizerdim. olur ya hani. işte Yozgat resim yaptığımız tabloları anımsatır. Henüz orası kirlenmemiş. Henüz diyorum. Yakındır orayo bina yığınları yapmaları.
Buraya kadar okuduysanız tebrik ederim. daha fazla fotoğraf yükleyemiyeğim sabrım kalmadı. Blogger bir fotoğrafı 40 dakikada yüklüyor ve benim sabrımın sınırlarını zorluyor.! Keyifli seyirler
Umarım bir gün yolunuz düşer!
Geçen Msn iletime yazmıştım ''kendi halinde biri bence(?!)'' diye. Gece baktım abim altına not düşmüş. ''Ne diyon sen kız yine zır zır'' diye :)
Ya evet ben ne diyorum zır zır yine? Sonra dedim benim yazdığım yazılarda hiç gezdiğim yerlerle ilgili birşey yok. Allahım! Bu nasıl olur? Olamaaz!!
Hemen bir hal çaresine bakılmalı dedim. Aslına bakarsanız çok manasız abimin bana söylediği ve benim aklıma gelen! Ama ne yapayım ki? Akla gelen geliyor. Benim hiiç bir suçum yok.
Neyse, ben geçen ay İstanbul, Ankara ve Yozgat turu yapmıştım.
İlk olarak İstanbul'a gitmiştim. Artık şans mı demeliyim talihsizlikmi bilemem ama gidiple gelmem bir oldu gibi. İstediğim gibi geçemedi gıcık! Ama susuyorum birşey demiyorum. Alta gördüğünüz bu fotoyu arabadan çektim. Otobüsten. Bak orada camın aksi çıkmış. Aslında baktıkça sinir oluyorum ama neyse.Şöyle Gidip bir Eminönü, Sultanahmet, ve Eyüp ve bide boğaz turu yapmak vardı. gıcıııık aklıma geldikçe ııyyyyy!!
İşte buu! Boğazı böyle gördüm. Birde ataköy falan. Neyse orayada hiç girmeyeyim.
Sonra Ankara ve Yozgat var. Ankarayı sevrim. Güzel şehir olur kendileri. İstanbul kadar değil ama hoş şehir olduğunu söyleyebilirim. Ankarada birkaç gün batımı ve birkaç güzel alışveriş merkezi(?) çektim. Zaten büyük şehir dedinmi özelliklle Ankara olunca mevzu bahi, aklıma sadece alışveriş merkezleri gelir. Ankamall, Acity, Optimum, Antares..., gibi azami büyüklükteki yerler. Gün batımı dediğim Zat-ı şahane işte şu futuraf
Ve Yozgat! Kendisi şirin bir şehirdir. Aslında ben kasaba demeyi tercih ederim. Yozgat deyinde aklıma Yozgatı ilk gördüğüm gün gelir. Ben Akdeniz çocuğuyum. O zamalar 9-10 yaşlarındaydım. Çatılı ev ilk orada görmüştüm. Şaşkına dönmüştüm. aaa kartpostal gibiii dediğimi hatırlıyorum. Yozgatda nereden bakarsanız bakın çamlarla çevrili ağaçları görebilirsiniz. Benim kaldığım evin penceresinden bu sadece ufak bir manzara.
Ve bu meşhur çamlık. Evet biliyorum çok güzel. Hele orası, o çam kokuları, yağmur yağınca toprak ve çam kokusu Allahıımm! O aralar sis vardı hep. Dağlar sisli sisli ama ona rağmen çok güzeldi.
Ve bu Yozgatın en meşhur oteli. Tepedeki tek otel. adını unuttum. bunu çektiğim vakit sis yoktu.
Orada sanki yapma gibi duruyor. haarika bir şey ya!
Klasik Yozgat resmi. Nerey baksanınz bununla ve o güzelim çamlıkla karşılaşabilirsiniz. Güzel ya!
Kırmızı çatılı evler. küçükken resim dersinde hep müstakil bir ev ve üstünde kırmızı bir çatı Çizerdim. olur ya hani. işte Yozgat resim yaptığımız tabloları anımsatır. Henüz orası kirlenmemiş. Henüz diyorum. Yakındır orayo bina yığınları yapmaları.
Buraya kadar okuduysanız tebrik ederim. daha fazla fotoğraf yükleyemiyeğim sabrım kalmadı. Blogger bir fotoğrafı 40 dakikada yüklüyor ve benim sabrımın sınırlarını zorluyor.! Keyifli seyirler
Umarım bir gün yolunuz düşer!
Etiketler:
Ankara,
İstanbul,
Seyahat rehberi,
Yozgat
24 Ekim 2010 Pazar
Ben Küçükken...
Anılar, anılar... Benim o kadar çok hatıram anım varki, günler boyu geceler boyu anlatsam bitmez galiba. Artık ''ben küçükken'' diye başlayan cümleler kurduğumda bi süre sonra etrafımda kimse kalmaz galiba =P Ben küçükken şöyle olmuştu bir gün, ben küçükken böyle olmuştu, küçükken, ben küçükken... diye uzuyor. Ya ama çok ciddiyim nerden yaşamışım o kadar şeyi.
Her neyse efendim. şimdi yine ben küçükken diye birşey anlatacağım. Malum bu aralar gündem acayip savruluyor. türban, örtü, üniverste, zımbırtı. Artık midemiz kalktı bu kelimelerden. Şu ana kadar ülkemizdeki okuyan bayanlar malum üni'nin kapısında başlarında açıyorlardı. Eh bunu bilmyen yok. bende söyülüyorum daha. Neyse uzatmıyayım.
Size bu baş açma meselesiyle ilgili bir konu anlatacağım. ki bu hikaye küçüklüğümden beri beynime kazınmış adeta. ve yıllar geçtikçe saplanmış kalmış, küçülmemiş daha büyümüş olarak.
Bir gün ''Ben Küçükken'' bir televizyon programı seyrediyordum. yada seyrediyorduk orasını bilemiyorum artık. yine televizyonda bu baş örtüsü polemiği vardı. halkla yapılan röpörtaj vardı. bir tane kokoş bir kadına mikrofon tuttular onun görüşünü almak için. hiç ama hiç unutamıyorum kadın gayet kibirli bir tarzda burnu havada hiç istifini bozmadan vakur bir edayla aynen şöyle dedi ''Eğer okumak istiyorsa başını açacak.!'' Küçüktüm, ufaktım, ama bu sözler beynimde yankı yaptı. hemde defalarca. Ne demek bu.? biz böyle açtırırız işte başı. bizim istediğimizi yapacaksınız! ve yapıyorsunuz der gibi bir bakışı vardı kii... Nefret ettim, tiksindim. Ve onun gibi düşünen binlercesi. Eğer ki onlara bu fırsat verilmezse böyle konuşmaya cesaret edemezler. Ama görüyorsunuz bu fırsat ellerine veriliyor ki böyle hadsizce konuşuyorlar. O kadını şimdi görsem tanırım! Çünkü yüzü ve sözü beynime kazındı.
Şimdi köle kim oluyor?? acaba???
Ben baş açıp okuma zihniyetini anlamıyorum! Anlamayacağımda!
Bu örtü meselesi de biliyorum ki tez zamanda çözülecek. Artık onların dediği olmayacak. Ama herkes o kadar çok taviz verdiki, kaç para???
3 Ekim 2010 Pazar
Sonbahar

Hayat enteresan yahu. Bazan neler olup bittiğini bende bilmiyorum. Allahım! Birşeyler oluyor ve ben farkına varana kadar bitiveriyor. Bazı imtihanlar geçiyor. Ve biz fark edene kadar bakıyoruz ki bitmiş...
2010 dedim baktım ki Ekim ayına gelmişiz. Eylül de bitti...
Neyse bir kaç fotoğraf çektim. İnsanlar neden sonbaharda mutsuz olur anlamam. Galiba mutsuz olmak olmak için neden aradıklarından olsa gerek. Hani mutluluk batar ya.

Ne koca denizlere sığdırabildik umutlarımızı, nede martılar gibi özgür olabildik!!!
Ben şimdi gidiyorum. Bir daha ne zaman gelirim bilmiyorum.
Sevgiler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)